< Tanrı ile Sohbet - Blogcu





3-Ayrılık yanılsaması

AYRILIK VARDIR

 

İkinci Yanılsama’daki mantık oyunundan tek kaçış yolu üçüncü yanılsamayı yaratmaktı: Yaratan’la yaratılanların hepsi bir değildi.

 

Bu, insan zihninin olanaksız olanın olanaklılığını –Bir Olanın Bir olmadığını; Birleşik Olanın aslında ayrı olduğunu- düşünmesini gerektiriyordu.

 

Bu Ayrılık Yanılsaması’dır- ayrılığın olduğu düşüncesidir.

 

İnsanlar, eğer yaratılanlar Yaratan’dan ayrıysa ve Yaratan yaratılanların canları ne isterse onu yapmalarına izin vermişse, o zaman yaratılanların Yaratan’ın onların yapmasını istemediği bir şeyi yapmaları olanaklılaşmış olur, diye düşündüler. Bu koşullar altında, Yaratan’ın İsteği’ne karşı gelinebilir. Tanrı bir şey isteyebilir ama onu elde edemeyebilir.

 

Ayrılık Başarısızlık olasılığını ortaya çıkarır ve Başarısızlık yalnızca Gereksinim olduğunda olanaklıdır. Bir yanılsama diğerine bağlıdır.

 

İlk üç yanılsama en önemli olandır. Bu yanılsamalar o kadar önemlidir, geri kalan yanılsamaları desteklemede o kadar önemli bir rol oynarlar ki, bunları açıklamak için, net olarak ve sıkça açıklanacağından emin olmak için, bu yanılsamaları anlatan ayrı ayrı kültürel öyküler ortaya çıktı.

 

Her kültür kendi özel öyküsünü yarattı, ama hepsi kendince aynı temel noktaları belirtiyordu. Bunların en ünlülerinden biri Adem’le Havva’nın öyküsüdür.

 

İlk erkekle ilk kadının Tanrı tarafından yaratıldığı ve Cennet Bahçesinde mutlu bir yaşam sürdükleri söylenir. Onlar orada sonsuz yaşamın ve Tanrısal olanla birliğin tadını çıkarıyorlardı.

Köy yaşamına benzeyen bu Yaşam armağanının karşılığında, Tanrı onlardan yalnızca bir şey istedi. Onlara, iyi ve Kötünün Bilgisi Ağacı’nın meyvesini yemeyin, diye emir verdi.

Bu efsaneye göre, Havva yine de meyveyi yedi. Havva emirlere karşı geldi. Ama bu tümüyle onun hatası değildi. Gerçekte sizin Şeytan ya da İblis dediğiniz bir varlık olan bir yılan onu günaha teşvik etti.

 

Peki, bu Şeytan kim? Bir öyküye göre, o kötülüğü seçen bir melektir, Tanrı’nın kendi yaratıcısı kadar büyük olma cüretini gösteren bir yaratığıdır. Öykü bunun en büyük hakaret, en büyük günah olduğunu söyler. Tüm yaratıklar Yaratan’a saygı göstermeli ve asla onun kadar büyük ya da ondan daha büyük olmaya çalışmamalıdır.

 

Bu ana kültürel öykünün bu halinde Bana insan deneyiminde yansıtılmayan belirli özellikleri atfederek alışılmış kalıpların dışına çıkmış oldunuz.

 

İnsan yaratıcılar aslında kendi soylarının kendileri kadar büyük, hatta kendilerinden daha büyük olmaya çalışmalarını isterler. Çocuklarının yaşamda kendilerinin bulunduğu konuma geldiklerini, onları geçtiklerini ve kendilerinden daha başarılı olduklarını görmek, tüm sağlıklı anne ve babaların en büyük zevkidir.

 

Diğer yandan, bundan dolayı Tanrı’nın şerefine leke sürüldüğü ve onun buna çok içerlediği söylendi. Günahkâr melek Şeytan kovuldu, sürüden ayrıldı, ondan kaçınılmaya başlandı, lanetlendi ve birdenbire Nihai Gerçeklik’te iki güç belirdi, Tanrı ve Şeytan ve ortaya onların işlettikleri iki yer çıktı; cennet ve cehennem.

Anlatılan öyküye göre, Şeytan’ın arzusu insanları Tanrı’nın İsteği’ne uymaktan alıkoymak için baştan çıkarmaktı. Şimdi Tanrı’yla Şeytan insanın ruhu için birbirleriyle yarışa girmişlerdi. Ve işin ilginç yanı, bu Tanrı’nın kaybedebileceği bir yarıştı.

 

Tüm bunlar Benim, gücü her şeye yete bir Tanrı olmadığımı kanıtlıyordu… ya da gücüm her şeye yetiyordu, ama gücümü kullanmak istemiyordum, çünkü Şeytan’a adil davranarak bir şans vermek istiyordum. Ya da, bunun Şeytan’a adil davranarak bir şans vermekle ilgisi yoktu, bu insanlara özgür irade vermek içindi. Ama bunun bir istisnası vardı; eğer siz özgür iradenizi benim onaylamadığım bir biçimde kullanacak olursanız, sizi, size sonsuza kadar işkence yapacak olan Şeytan’a teslim edecektim.

 

Bunlar gezegeninizde dinsel öğretiler olarak gelişen karışık öykülerdir.

 

Adem’le Havva’nın öyküsünde, çoğu kişi Benim ilk erkekle ilk kadını Havva’nın yasak meyveyi yemesinden dolayı Cennet Bahçesi’nden kovarak cezalandırdığıma inanır. Ve(eğer buna inanabilirseniz), Ben onlardan sonra yaşayan her erkek ve kadını cezalandırdım, ilk insanların suçunu onlara yükledim ve onları da yeryüzündeki yaşamları boyunca Benden ayrı olmaya mahkûm ettim.

 

Bu ve en az bunun kadar renkli olan öykülerde, ilk üç yanılsama dramatik bir tarzda, özellikle, çocukların kısa bir süre sonra unutamayacakları bir biçimde anlatılmıştır. Bu öyküler çocukların kalplerine korkuyu sokmada o kadar başarılı olmuştur ki, bu öyküler her nesile tekrar tekrar anlatılmıştır. Böylelikle ilk üç yanılsama insan ruhunun derinliklerine işlemiştir.

 

1-Tanrı’nın bir yapılacak işler listesi vardır. (Gereksinim Vardır)

2-Yaşamın sonucu kuşkuludur. (Başarısızlık Vardır)

3-Siz Tanrı’dan ayrısınız. (Ayrılık Vardır)

 

Gereksinim ve başarısızlığın var olduğu inancı geri klan yanılsamalar için gereklidir, ama Ayrılık Vardır inancı insanların yaşamında en büyük etkiyi yapan inançtır.

 

Üçüncü Yanılsama’nın etkisi insan soyu tarafından günümüze kadar hissedile gelmiştir.

 

Eğer Üçüncü Yanılsama’yla ilgili düşünceniz onun doğru olduğuysa, yaşamı bir biçimde deneyimlersiniz.

 

Eğer onun doğru olmadığını, ama aslında bir yanılsama olduğunu düşünüyorsanız, yaşamı başka bir biçimde deneyimlersiniz.

 

Bu iki deneyim birbirinden dramatik bir biçimde faklıdır.

 

Şu anda, gezegeninizdeki hemen herkes Ayrılık Yanılsaması’nın doğru olduğuna inanmaktadır. Bunun sonucunda, insanlar kendilerini Tanrı’dan ayrı ve birbirlerinden ayrı hissederler.

 

Benden ayrı olma duygusu insanlar için Benimle anlamlı bir ilişki kurmayı son derece zorlaştırır. İnsanlar ya Beni yanlış anlarlar ya da Benden korkarlar ya da benden yardım dilerler ya da Beni hepten inkâr ederler.

 

Böyle yapmakla, insanlar evrendeki en büyük gücü kullanmanın getireceği şanslı bir fırsatı kaçırdılar. İnsanlar değiştiremeyeceklerini düşündükleri koşullar altında, kaçışı olmadığını düşündükleri deneyim ve sonuçlar yaratarak, kendi kontrolleri altında olmadığını sandıkları bir yaşam sürmeye başladılar.

 

İnsanlar sessiz bir ümitsizlik yaşamı sürerler, kendilerine acıyla dolu bir yaşam sunarlar, gösterdikleri sessiz cesaretin onlara ödüllerine kavuşacakları cennete girme hakkını kazandıracağına inanarak bunun getirdiği ıstıraplara memnuniyetle katlanırlar.

 

Şikâyet etmeden ıstırap çekmenin ruh için iyi olabilmesi için birçok neden vardır, ama cennetteki ödüllerini garantilemek bunlardan biri değildir. Cesaretin kendisi bir ödüldür ve başka insanların ıstırap çekmesine neden olmak hiçbir zaman iyi bir neden olamaz, ki şikâyet etmek buna yol açar.

 

Bundan dolayı, Usta asla şikâyet etmez ve böyle yapmakla kendisinin dışındaki ıstırabı     -ve aynı zamanda kendi içindekini de- sınırlarının dışında bırakır. Ama, Usta şikâyet etmekten ıstırap çekmeyi sınırlamak için geri durmaz, acı çekme deneyimini ıstırap olarak yorumlamadığı, yalnızca acı olarak yorumladığı için geri durur.

 

Acı bir deneyimdir. Istırap bu deneyimle ilgili verilen bir yargıdır. Çoğu kişi deneyimledikleri acının iyi olmadığı ve ortaya çıkmamasının gerektiği yargısında bulunur. Ama kişi acıyı mükemmel bir şey olarak kabul etmede ne kadar başarılıysa, yaşamdaki ıstırabı ortadan kaldırmada da o kadar başarılı olur. Ustalar, işte bu anlayış sayesinde, tüm acılardan kaçamadıkları halde, tüm ıstıraplardan kurtulurlar.

 

Ustalığa ulaşmamış kişiler bile acıyla ıstırap arasındaki farkı deneyimlemiştir. Bunun bir örneği, çok kötü ağrıyan bir dişin çekilmesidir. Dişin çekilmesi kişinin canını yakar, ama bu onun memnuniyetle karşıladığı bir acıdır.

 

Onların Benden ayrılma duyguları, insanların ıstıraba son vermek ya da herhangi başka bir amaç için Beni kullanmalarını, Beni çağırmalarını, Benimle arkadaşlık kurmalarını, Benim yaratıcı ve iyileştirici gücümün getirdiği tüm potansiyeli kullanmalarını engeller.

 

Onların birbirlerinden ayrılma duyguları, insanların birbirlerine, kendi kendilerine asla yapmayacakları her türlü şeyi yapmalarına izin verir. Bunları aslında kendilerine yaptıklarını göremedikleri için, gündelik yaşamlarında ve gezegendeki deneyimlerinde istenilmeyen sonuçlar ortaya çıkarır ve bu sonuçların tekrar takrar yaşanmasına neden olurlar.

 

İnsan ırkının kaydedilmiş tarihin başından beri aynı sorunlarla karşılaştığı söylenmiştir ve bu doğrudur, ama her zaman sanıldığından daha az doğrudur. Hırs, şiddet, kıskançlık ve sizin hiç kimseye yararı dokunmadığına inandığınız diğer davranışlar hala, şimdi daha azı tarafından gösterilmekle birlikte, insan ırkının üyeleri tarafından gösterilmektedir. Bu sizin geliştiğinizi gösterir.

 

Ama toplumunuzdaki çabalar bu davranışları değiştirmekten çok cezalandırmaya yöneliktir. Bu davranışları cezalandırmanın onları düzelteceği düşünülmektedir. Bazı insanlar toplumda istenmeyen davranışları yaratan ve davet eden koşullar düzeltilene kadar hiçbir şeyi düzeltemeyeceklerini hala anlamamaktadır.

 

Gerçekten nesnel bir analiz bunun doğru olduğunu kanıtlayacaktır, ama çoğu kimse bu kanıtı görmezden gelir ve toplumun temel sorunlarını onları yaratan enerjinin aynısıyla çözmeye çalışırlar. Onlar öldürmeye öldürmeyle, şiddete şiddetle son vermeye, öfkeyi öfkeyle bastırmaya çalışırlar. Böyle yapmakla, kendi ikiyüzlülüklerini görmemiş olurlar ve böylelikle bu ikiyüzlülüğü somutlaştırırlar.

 

İlk üç yanılsamanın birer yanılsama olduğunu anlamak herkesin tüm Yaşamın Birliğini inkâr etmesine ve gezegeninizdeki tüm yaşamın yok olması tehdidine son verecektir.

 

Çoğu insan kendilerini birbirlerinden, tüm diğer canlılardan ve Tanrı’dan ayrı olarak görmeyi sürdürüyor. Kendilerini yok etmekte olduklarını görüyorlar, ama bunu nasıl yaptıklarını anlamadıklarını iddia ediyorlar. Buna yol açan kesinlikle bizim bireysel hareketlerimiz değil, diyorlar. Kendi bireysel kararları ve seçimleriyle dünyanın tümü arasındaki bağlantıyı göremiyorlar.

 

Bunlar çoğunluğun inançlarıdır ve eğer siz bunların değiştiğini görmek istiyorsanız, bunları değiştirecek neden ve sonuçları gerçek anlamda anlamak size bağlıdır. Çünkü insan kardeşleriniz Pazar günkü gazetelerini okuyabilmek için her hafta yüz binlerce ağacı kesmenin Bütün’e hiçbir olumsuz etkisi olmadığına inanmaktadır.

 

Yaşam biçimlerinin değişmemesi için her çeşit pisliği atmosfere pompalamanın Bütün’e hiçbir olumsuz etkisi olmaz.

 

Güneş ışığı enerjisi kullanmak yerine fosillerden üretilen yakıtları kullanmanın Bütün’e hiçbir olumsuz etkisi olmaz.

 

Sigara içmenin ya da her öğünde kırmızı et yemenin ya da büyük miktarlarda alkol tüketmenin Bütün’e hiçbir olumsuz etkisi olmaz; ve onlar bunların Bütün’e olumsuz etkisi olduğunu söyleyenlerden bıkmışlardır.

 

Onlar derler ki, kendilerine bunların Bütün’e olumsuz etkisi olduğunu söyleyenlerden bıkmanın hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

 

Kendilerine derler ki, bireysel insan davranışlarının Bütün üzerinde Bütün’ün çökmesine neden olacak kadar büyük bir olumsuz etkisi olmaz. Bu ancak ayrı olmayan hiçbir şey olmadığında olanaklı olabilirdi. Ve bu saçmadır. Üçüncü Yanılsama doğrudur. Bizler ayrıyız.

 

Yine de, birbiriyle bir olmayan ve Yaşamın tümüyle bir olmayan bu ayrı varlıkların tüm ayrı edimleri, aslında Yaşamın kendisi üzerinde son derece gerçek bir etkide bulunuyormuş gibi görünmektedir. Şimdi, en azından, gittikçe artan sayıda insan, ilkel kültürel düşünce biçiminden daha evrimleşmiş bir topluma geçerken, bunun farkına varıyor.

 

Bunun nedeni sizin yaptığınız ve size benzeyen insanların yaptıkları çalışmalardır. Çünkü sizler sesinizi yükselttiniz. Sizler alarmı çaldırdınız. Sizler bir diğerinizi uyandırmak için, herkesi kendince uyandırmak için, kimilerini sessizce be bireysel olarak, kimileriniyse gruplar halinde uyandırmak için birlikte çaba göstermeye başladınız.

 

Eskiden, sizler gibi hazır olan ve diğerlerini uyandırabilenlerin sayısı şu anda olduğu kadar fazla değildi. Yanılsamalar içinde yaşayan ve kafası karışmış olan kitle de. Onların birbirlerinden ayrı olduğu gerçeği neden sorun yaratsın ki? Toplu yaşamaktan –birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için diye yaşamaktan- başka bir şey, çaba olmaksızın nasıl işler duruma getirilebilir?

 

İnsanlar işte bu soruyu sormaya başladılar.

 

Belli ki, Üçüncü Yanılsama’da bir hata vardı. Bu hata ayrılık inancının yanlış olduğunu açığa vurmalıydı, ama insanlar çok derin bir düzeyde bu Yanılsamadan vazgeçemeyeceklerini biliyorlardı, yoksa çok yaşamsal bir şey sona ermiş olacaktı.

 

Bunda yine haklıydılar. Ama yine de bir hata yaptılar. Yanılsamayı bir yanılsama olarak görmek ve onu yaratıldığı amaç için kullanmak yerine, insanlar bu yanılsamadaki hatayı gidermeleri gerektiğini düşündüler.

 

Böylelikle, Üçüncü Yanılsama’daki hatayı gidermek için Dördüncü Yanılsama yaratıldı.

2-Başarısızlık yanılsaması

BAŞARISIZLIK VARDIR

 

Tanrı’nın isteğinin (eğer Tanrı’nın bir isteğinin olduğunu varsayarsak) yapılamayacağı inancı, sizin Tanrı’yla ilgili bildiğinizi düşündüğünüz her şeye- yani Tanrı’nın gücünün her şeye yettiği, Tanrı’nın her yerde bulunduğu, onun Üstün Varlık, Yaratan olduğu düşüncelerine- aykırı düşer, ama bu yine de sizin büyük bir istekle kucak açtığınız bir inançtır.

 

Bu gerçekleşme olasılığı çok düşük, ama çok güçlü bir yanılsama olan Tanrı’nın başarısız olabileceği yanılsamasını yarattı. Tanrı bir şeyi isteyebilir, ama ona sahip olamaz. Tanrı bir şeyi arzulayabilir, ama onu alamaz. Tanrı bir şeye gereksinim duyabilir, ama onu elde edemez.

 

Kısacası Tanrı’nın isteğine karşı gelinebilir.

 

Bu yanılsama bir hayli abartılıydı, çünkü insan zihninin sınırlı algısı bile buradaki çelişkiyi kolayca görebilirdi. Ama insanoğlunun zengin bir düş gücü vardır ve inanılabilir olanın sınırlarını inanılmaz bir kolaylıkla genişletebilir. Sizler yalnızca gereksinimleri olan bir Tanrı düşünmekle kalmadınız, gereksinimlerini elde etmekte başarısızlığa uğrayabilecek bir Tanrı düşlerdiniz.

 

Bunu nasıl yaptınız? Yine yansıtmayı kullanarak. Kendinizi Tanrı’ya yansıttınız.

 

Bir kez daha, Tanrı’ya atfettiğiniz bir yetenek ya da özellik doğrudan doğruya sizin kendi deneyimlerinizden çıktı. Siz mutlu olmak için gereksiniminizin olduğunu sandığınız her şeyi elde edemediğinizi fark ettiğinizden, aynısının Tanrı için de geçerli olduğunu ilan ettiniz.

 

Bu yanılsamadan yaşamın sonucunun kuşkulu olduğunu öğreten bir kültürel öykü yarattınız.

 

Yaşam iyi gidebilirdi ya da gitmeyebilirdi. Her şey yolunda olabilirdi ya da olmayabilirdi. Sonuçta her şey iyi olacaktı; tabii kötü olmadığı sürece.

 

Bu karışıma kuşkuyu –(gereksinimlerinin olduğunu varsayarsak) Tanrı’nın gereksinimlerini elde edip edemeyeceği kuşkusunu- katmak sizin ilk defa olarak korkuyla karşılaşmanıza neden oldu.

 

İstediklerini her zaman elde edemeyen bir Tanrı’yla ilgili bu öyküyü uydurmadan önce, sizin korkunuz yoktu. Korkacak hiçbir şey yoktu. Her şeyden Tanrı sorumluydu, Tanrı bütün Güç, bütün Mucize, bütün İhtişamdı ve dünyada her şey yolunda gidiyordu. Yolunda gitmeyen ne olabilirdi ki?

 

Ama sonra Tanrı’nın bir şeyi isteyebileceği ve ona sahip olamayacağı düşüncesi ortaya çıktı. Tanrı çocuklarının hepsinin cennette kendisine geri dönmesini isteyebilirdi, ama onun çocukları, kendi yaptıkları şeyler sonucunda, buna engel olabilirlerdi.

 

Ama bu düşünce de inanılır olanın sınırlarını zorlayarak ortaya çıkarılmış bir düşüncedir ve insan zihni yine buradaki çelişkiyi görmüştür. Eğer Yaratan’la yarattıkları birse, Tanrı’nın yarattıkları Yaratan’a nasıl engel olabilirler? Eğer sonucu ortaya çıkaranla sonucu deneyimleyen aynı şeyse, yaşamın sonucundan nasıl kuşku duyulabilir?

 

Belli ki, İkinci Yanılsama’da bir hata vardı. Ama insanlar yine yanılsamayı bir yanılsama olarak görmek ve onu yaratıldığı amaç için kullanmak yerine, bu yanılsamadaki hatayı gidermeleri gerektiğini düşündüler.

 

Böylelikle, İkinci Yanılsama’daki hatayı gidermek için Üçüncü Yanılsama yaratıldı.

1-Gereksinim yanılsaması

GEREKSİNİM VARDIR

 

Bu yalnızca İlk Yanılsama değildir, aynı zamanda en büyük yanılsamadır da. Tüm diğer yanılsamalar bu yanılsamanın üzerine kurulmuştur.

 

Şu anda yaşadığınız her şeyin, her an hissetmekte olduğunuz duyguların hepsinin kökleri bu inançta ve bu inançla ilgili düşüncelerinizdedir.

 

Gereksinim evrende olmayan bir şeydir. Birisi ancak belirli bir sonuca ulaşmak istediğinde bir şeye gereksinim duyar. Evrenin belirli bir sonuca gereksinimi yoktur. Evrenin kendisi sonuçtur.

 

Bunun gibi, gereksinim Tanrı’nın zihninde olmayan bir şeydir.

 

Tanrı ancak belli bir sonuca ulaşmak isteseydi gereksinim duyardı. Tanrı’nın herhangi bir belirli sonuca gereksinimi yoktur. Tanrı tüm sonuçları yaratandır.

 

Eğer Tanrı’nın bir sonuca ulaşmak için bir şeye gereksinimi olsaydı, Tanrı bunu nereden elde edecekti ki? Tanrı’nın dışında var olan hiçbir şey yoktur.

 

Tanrı, Olan Her Şey, Olmuş Olan Her Şey ve Olacak Olan Her Şeydir. Tanrı’nın olmadığı hiçbir şey yoktur.

                                    

“Tanrı” sözcüğünün yerine “Yaşam”ı koyarsanız belki bu görüşü daha iyi kavrayabilirsiniz. Bu iki sözcük birbirinin yerine kullanılabilir, onun için söylenenlerin anlamını değiştirmiş olmazsınız; yalnızca anlayışınızı derinleştirmiş olursunuz

 

Olan hiçbir şey, Yaşamın dışında değildir. Eğer Yaşamın bir sonuca ulaşmak için bir şeye gereksinimi olsaydı, Yaşam bunu nereden elde edecekti ki? Yaşam’ın dışında var olan hiçbir şey yoktur. Olan Her Şey, Olmuş Olan Her Şey ve Olacak Olan Her Şey Yaşamdır.

 

Tanrı’nın olmak için olmakta olanın dışında hiçbir şeye gereksinimi yoktur.

Yaşamın olmak için olmakta olanın dışında hiçbir şeye gereksinimi yoktur.

Evrenin olmak için olmakta olanın dışında hiçbir şeye gereksinimi yoktur.

 

Varlığın doğası böyledir. Bu böyledir, sizin sandığınız gibi değildir.

 

Siz hayatta kalabilmek için bir şeylere gereksiniminiz olduğunu deneyimlediğinizden, kendi hayalinizde Gereksinim düşüncesini yarattınız. Ama diyelim ki yaşamışsınız ya da ölmüşsünüz umurunuzda bile değil. O zaman neye gereksiniminiz olacaktı?

 

Hiçbir şeye?

 

Ve diyelim ki sizin yaşamamanız olanaksız. O zaman neye gereksiniminiz olacaktı?

 

Hiçbir şeye?

 

Sizinle ilgili gerçek şudur: hayatta kalmamak sizin için olanaksızdır. Yaşamamayı başaramazsınız. Burada sorunun yaşayıp yaşayamayacağınız değil nasıl yaşayacağınız olduğunu sanmayın. Yani, hangi biçimi alacaksınız? Hangi deneyimleri yaşayacaksınız?

 

Size şunu söyleyeyim: Hayatta kalmak için hiçbir şeye gereksiniminiz yok. Hayatta kalmanız garanti altına alınmıştır. Size sonsuz yaşam verdim ve onu sizden hiçbir zaman geri almadım.

 

Bunu duyunca, evet ama hayatta kalmak bir şey, mutlu olmak başka bir şey, diyebilirsiniz. Mutlu olarak hayatta kalmak için bir şeylere gereksiniminiz olduğunu — yalnızca belirli koşullar altında mutlu olabileceğinizi- düşünebilirsiniz. Bu doğru değildir, ama siz bunun doğru olduğuna inandınız. Ve inançlar deneyimleri yarattığından, yaşamı böyle deneyimlediniz. Tanrı da yaşamı böyle deneyimliyor olsa gerek, diye düşündünüz. Ama sizin için olduğu gibi Tanrı için de doğru değildir. Aradaki tek fark, Tanrı bunu bilmektedir.

 

Siz de bunu bildiğinizde Tanrı gibi olacaksınız. Yaşamda ustalaşmış olacaksınız ve tüm gerçekliğiniz değişecek.

 

Şimdi size büyük bir sır vereceğim: mutluluk belirli koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkmaz. Belirli koşullar mutluluğun bir sonucu olarak ortaya çıkar.

 

Bu o kadar önemli bir söz ki tekrar etmemizde yarar var.

 

Mutluluk belirli koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkmaz. Belirli koşullar mutluluğun bir sonucu olarak ortaya çıkar.

 

Bu sözler varlığın tüm diğer durumları için de doğrudur.

 

Sevgi belirli koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkmaz. Belirli koşullar sevginin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

 

Şefkat belirli koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkmaz. Belirli koşullar şefkatin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

 

Bolluk belirli koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkmaz. Belirli koşullar bolluğun bir sonucu olarak ortaya çıkar.

 

Hayal edebileceğiniz ya da aklınıza getirebileceğiniz herhangi bir durumu bunun yerine koyabilirsiniz. Varlık Oluşun, deneyimden önce geldiği ve onu yarattığı gerçeği değişmeyecektir.

 

Siz bunu anlamadığınızdan, mutlu olmanız için belirli şeylerin olması gerektiğini düşündünüz, ayrıca bunun aynısının geçerli olduğu bir Tanrı hayal ettiniz.

 

Ama eğer Tanrı İlk Neden’se, Tanrı’nın neden olmadığı ne ortaya çıkabilir ki? Ve eğer Tanrı’nın gücü her şeye yetiyorsa, Tanrı’nın ortaya çıkmasını seçmediği ne ortaya çıkabilir ki?

 

Tanrı’nın durduramayacağı bir şey ortaya çıkabilir mi? Ve eğer Tanrı onu durdurmamayı seçiyorsa, ortaya çıkan bu şey de Tanrı’nın seçtiği bir şey değil midir?

 

Tabii ki onun seçtiği bir şeydir.

 

Ama Tanrı neden Tanrı’yı mutsuz edecek şeylerin ortaya çıkmasını seçsin ki? Yanıt sizin kabul edemeyeceğiniz bir yanıttır.

 

Hiçbir şey Tanrı’yı mutsuz etmez.

 

Sizler buna inanamazsınız, çünkü buna inanmanız için gereksinimi olmayan ve yargıda bulunmayan bir Tanrı’yı hayal edemezsiniz. Böyle bir Tanrı’yı hayal edememenizin nedeni böyle bir insanı hayal edememenizdir. Siz kendinizin böyle yaşayabileceğinize inanmazsınız ve sizden daha büyük olan bir Tanrı’yı hayal edemezsiniz.

 

Öyle yaşayabileceğinize inanmaya başladığınızda, Tanrı’yla ilgili bilinebilecek her şeyi bileceksiniz.

 

İkinci değerlendirmenizin doğru olduğunu bileceksiniz. Tanrı sizden daha büyük değildir. Tanrı sizden nasıl daha büyük olabilir ki? Tanrı Sizsiniz. Siz Tanrısınız. Ama siz sandığınızdan daha büyüksünüz.

 

Ustalar bunu bilirler. Tam şu anda gezegeninizde bunu bilen Ustalar dolaşıyor.

 

Bu ustalar birçok gelenekten, dinden ve kültürlerden gelmektedir, ama hepsinin ortak bir noktası vardır.

 

Hiçbir şey Ustaları mutsuz etmez.

 

İlkel kültürünüzün eski dönemlerinde, çoğu insan bu ustalık konumunda değildi. Onların tek isteği mutsuzluktan ya da acıdan kaçmaktı. Farkındalıkları o kadar sınırlıydı ki, acının mutsuzluğa neden olmasının gerekmediğini anlayamıyorlardı, onun için yaşam stratejileri daha sonra Zevk İlkesi olarak tanımlanan şeyin etrafına kurulmuştu. Kendilerine zevk veren şeylere doğru gittiler ve onları zevkten yoksun bırakan (ya da onlara acı veren) şeylerden uzak durmaya çalıştılar.

 

Böylelikle, İlk Yanılsama, yani Gereksinim Vardır inancı doğdu. Buna ilk hata da denilebilir.

 

Gereksinim yoktur. Gereksinim bir kurgudur. Gerçekte, mutlu olmak için hiçbir şeye gereksiniminiz yoktur. Mutluluk bir zihinsel durumdur.

 

Bu eski insanların kavrayamayacakları bir şeydir. Ve onlar mutlu olmak için belirli şeylere gereksinimleri olduğunu düşündükleri için, Yaşamın tümü için de aynısının doğru olduğunu varsaydılar. Bu varsayımın içinde, Yaşamın onlarca Büyük Güç –İleriki nesillerin Allah, Yehova ve Tanrı gibi çeşitli adlarla anılan yaşayan bir varlık olarak kavramlaştırdıkları bir güç- olarak tanınan bir parçası da yer alıyordu.

 

Eski insanlar için kendilerinden daha büyük bir gücü kafalarında canlandırmak zor değildi. Aslında, bu gerekliydi. Tümüyle onların kontrolünün dışında olan şeyler için bir açıklama olması gerekiyordu.

 

Buradaki hata Tanrı denilen bir şeyin (Var Olan Her Şeyin birleşik gücü ve birleşik enerjisi) olduğunu varsaymak değil, bu Toplam Gücün ve Bütün Enerjinin herhangi bir şeye gereksinim duyabileceğini; Tanrı’nın mutlu olmak, tatmin olmak, tam olmak için bir şeye gereksinimi olduğunu varsaymaktı.

 

Bu doluluğun dolu olmadığı, onun kendisini dolu yapacak bir şeye gereksinimi olduğunu söylemek gibi bir şeydi. Bu bir çelişkiydi, ama onlar bu çelişkiyi göremediler. Çoğu kişi bugün bunu hala görmüyor.

 

İnsanlar bu bir şeylere gereksinim duyan Tanrı’yı yarattıktan sonra, Tanrı’nın yapılacak işler listesine sahip olduğu bir kültürel öykü ortaya çıkardılar. Bir başka deyişle, Tanrı’nın mutlu olabilmesi için Tanrı’nın olmasını istediği ve olmasına gerek duyduğu şeyler vardı ve bunlar belirli bir biçimde ortaya çıkmak zorundaydı.

 

İnsanlar bu kültürel öyküyü, Senin İsteğin yerine gelir, olarak billurlaşan bir mite indirgediler.

 

Sizin benim bir İsteğimin olduğu inancınız sizi Benim İsteğimin ne olduğunu bulmaya çalışmaya zorladı. Bunun sonucunda, insanların bu konu üzerine ortak bir görüşte birleşmediği belli oldu. Ve eğer herkes Tanrı’nın İsteğinin ne olduğunu bilmiyorsa, bu İsteğin ne olduğu konusunda hemfikir değilse, o zaman herkesin Tanrı’nın İstediği şeyi yapması olanaksız demekti.

 

İçinizde en akıllı olanlar bu mantığı neden bazılarının yaşamlarının diğerlerininkinden daha iyiymiş gibi göründüğünü açıklamakta kullandılar. Ama sonra siz yeni bir soru ortaya attınız: Eğer Tanrı Tanrı’ysa, o zaman Tanrı’nın İsteğinin yerine getirilmemesi nasıl mümkün olabilirdi?

 

Belli ki, bu İlk Yanılsama’da bir hata vardı. Bu hata gereksinim inancının yanlış olduğunu açığa vurmaktaydı. Ama insanlar çok derin bir düzeyde bu Yanılsamadan vazgeçemeyeceklerini biliyorlardı, yoksa çok yaşamsal bir şey sona ermiş olacaktı.

 

Bunda haklıydılar. Ama bir hata yaptılar. Yanılsamayı bir yanılsama olarak görmek ve onu yaratıldığı amaç için kullanmak yerine, insanlar bu yanılsamadaki hatayı gidermeleri gerektiğini düşündüler.

 

Böylelikle, İlk Yanılsama’daki hatayı gidermek için İkinci Yanılsama yaratıldı.

İnsanlığın 10 Yanılsaması -Başlangıç

Hepimiz Bir'iz.

Önemli olan tek mesaj budur. Verilecek tek mesaj budur. Yaşamdaki diğer her şey bu mesajın bir yansımasıdır. Diğer her şey size bu mesajı gönderir.

 

Deneyimlediğiniz her acının, her üzüntünün, her çatışmanın, her kederin nedeni bu mesajı şimdiye kadar alamamış olmanızdır. Bunu sık sık duydunuz ama alamadınız.

 

Bizim Bir olmadığımız inancı yanılsamadır.

 

İnsan ırkı uzun bir zamandan beri yanılsamalarla birlikte yaşamaktadır. Bunun nedeni insan ırkının aptal olması değildir, insan ırkının akıllı olmasıdır. İnsanlar sezgisel olarak yanılsamaların bir amacı olduğunu, çok önemli bir amacı olduğunu anladılar. Çoğu insan bunu bildiklerini unuttu.

 

Ve insanlar unutmalarının unuttukları şeyin bir parçası olduğunu ve bu nedenle de yanılsamanın bir parçası olduğunu unuttular.

 

Şimdi insanların bunu anımsama zamanı.

 

Buraya Tanrı'nın sizin içinizde olduğunu deneyimleyerek görebilmek için, Yaratanla ne zaman isterseniz buluşabilmek için geldiniz.

 

Yaratanın içinizde ve her tarafında olduğunu bulabilir, deneyimleyebilirsiniz. Ama insanların Yanılsamaları'nın ötesine bakmalısınız. Bu yanılsamalar yokmuş gibi yapmalısınız.

 

Aşağıdakiler On Yanılsama'dır. Bunları iyi öğrenin ki onlarla karşılaştığınızda onları tanıyabilesiniz.

 

1-Gereksinim Vardır

2-Başarısızlık Vardır

3-Ayrılık Vardır

4-Yetersizlik Vardır

5-Gereklilik Vardır

6-Yargılama Vardır

7-Kınama Vardır

8-Koşula Bağlılık Vardır

9-Üstünlük Vardır

10-Cehalet Vardır

 

Bunlardan ilk beşi Fiziksel Yanılsamalar'dır, fiziksel bedeninizle deneyimlediğiniz yaşamla ilgilidir. İkinci beşiyse fiziksel olmayan gerçekliklerle ilgili olan Metafizik Yanılsamalar'dır.

 

Buradaki iletişim sayesinde, bu yanılsamaların her birini ayrıntısıyla keşfedeceğiz. Hepsinin nasıl yaratıldığını ve hepsinin yaşamınızı nasıl etkilediğini göreceksiniz. Ve bu iletişim tamamlanmadan önce, bu yanılsamaların etkilerinden ortadan kaldırmak istediğiniz herhangi birini nasıl yok edeceğinizi de göreceksiniz.

 

Şimdi, gerçekten doğrudan olan herhangi bir iletişimde ilk adım, duyduklarınıza inanmamayı askıya almanızdır. Burada sizden bunu yapmanız isteniyor. Lütfen Tanrı’yla ya da Yaşamla ilgili tüm eski düşüncelerinizi bir süreliğine bir kenara bırakın. Eski görüşlerinize her zaman geri dönebilirsiniz. Burada sizden eski görüşlerinizi tümüyle terk etmeniz istenmiyor, yalnızca bilmenizin her şeyi değiştireceği bir şeyi bilmiyor olasılığına izin vermek için onları bir anlığına bir kenara bırakmanız isteniyor.

 

Örneğin, tam şu anda Tanrı’nın sizinle iletişim kurmakta olduğu görüşüne gösterdiğiniz tepkiyi inceleyin.

 

Geçmişte Tanrı’yla gerçekten konuşamayacağınızı kabul etmek için her çeşit nedeni buldunuz. Sizden o düşünceleri bir kenara bırakmanızı ve bu iletişimin size doğrudan doğruya Benden geldiğini varsaymanızı isteyeceğim.

 

Bunun size daha kolay gelmesi için, bu iletişimin çoğunda Kendimden üçüncü kişi olarak söz edeceğim. Sizin için Benim tekil birinci kişi olarak konuşmamın güveninizi biraz sarsacak bir şey olduğunu biliyorum. Onun için, bunu (yalnızca size bu bilgileri kimin getirmekte olduğunu anımsatmak için) ara sıra yapmakla birlikte, Kendimden çoğu zaman sadece Tanrı olarak söz edeceğim.

 

Tanrı’dan doğrudan doruya bilgi almak size en başta olasılık dışı bir şey gibi görünebilir. Bu iletişime, sonunda, Gerçekte Kim Olduğunuzu anımsamak ve yarattığınız yanılsamaları anımsamak için geldiğinizi anlayın. Kısa bir süre sonra, bunun size gelmesine neden olduğunuzu anlayacaksınız. Şimdilik, yalnızca size yaşamınızın çoğu anında bir yanılsama yaşadığınızı söylediğimde Beni duyun yeter.

 

İnsanların On Yanılsama’sı sizin yeryüzündeki deneyimlerinizin ilk bölümünde yarattığınız çok büyük, çok güçlü yanılsamalardır. Ve siz her gün yüzlerce daha küçük yanılsama yaratıyorsunuz. Bunlara inandığınız için, bu Yanılsamalar’ı yaşadığınız ve böylelikle onları gerçek durumuna getirdiğiniz bir kültürel öykü yarattınız.

 

Tabii ki, bunlar gerçekten gerçek değil. Ama siz bu yanılsamaların son derece gerçek göründüğü Alice Harikalar Ülkesinde gibi bir dünya yarattınız. Ve Çılgın Şapkacı gibi, Yanlış olanın yanlış olduğunu ve Gerçek olanın gerçek olduğunu inkar edeceksiniz.

 

Aslında, siz bunu çok uzun bir zamandan beri yapmaktasınız.

 

Kültürel bir öykü yüzyıllar ve binyıllar boyu bir nesilden diğerine aktarılan bir öyküdür. Bu sizin kendinize kendinizle ilgili anlattığınız bir öyküdür.

 

Kültürel öykünüz yanılsamalar üzerine kurulu olduğundan, bu öykü size gerçeği anlamaya götürmek yerine mitler yaratır.

 

İnsanların kültürel öyküleri şunlardır:

 

 1-Tanrı’nın bir yapılacak işler listesi vardır. (Gereksinim Vardır)

 2-Yaşamın sonucu kuşkuludur. (Başarısızlık Vardır)

 3-Siz Tanrı’dan ayrısınız. (Ayrılık Vardır)

 4-Yeteri kadar yoktur. (Yetersizlik Vardır)

 5-Yapmanız gereken bir şey vardır. (Gereklilik Vardır)

 6-Eğer onu yapmazsanız, cezalandırılacaksınız. (Yargılama Vardır)

 7-Verilecek ceza sonsuza kadar süren lanetlemedir. (Kınama Vardır)

 8-Bu nedenle, Sevgi koşula bağlıdır. (Koşula Bağlılık Vardır)

 9-Durumları bilmek ve ona göre davranmak sizi üstün kılar. (Üstünlük Vardır)

10-Bunların birer yanılsama olduğunu bilmezsiniz. (Cehalet Vardır)

 

Bu kültürel öykü içinizde öylesine yer etmiştir ki, şimdi bunu tümüyle yaşıyorsunuz. Birbirinize, işlerin “böyle yürüdüğünü” söylersiniz.

 

Bunu yüzyıllardır birbirinize söylüyorsunuz. Aslında, binlerce yıldır söylüyorsunuz. Bunları o kadar uzun zamandır söylüyorsunuz ki, bu yanılsamaların ve öykülerin etrafında mitler oluşmuştur. En ünlü mitlerden bazıları şu gibi kavramları oluşturacak biçimde kısaltmıştır.

 

  • Tanrı’nın istediği olur.
  • En güçlü olan hayatta kalır.
  • Nüfuzu kullanma şansı zaferi kazananın olur.
  • Siz ilk Günah’la doğdunuz.
  • Tanrı, Öç almak Bana aittir, demiştir.
  • Bilmediğiniz bir şeyden size zarar gelmez.
  • Ancak Tanrı bilir.

 

…ve en az bunlar kadar yıkıcı ve işe yaramaz daha birçok kavram.

 

İnsan ırkının çoğu işte bu düşünceleri yaratmıştır. Hepinizin düşüncelerinde küçük farklılıklar bulunmakla birlikte özünde yaşamlarınızı böyle yaşar, yaptığınız seçimlerinizi böyle haklı çıkarır ve sonuşları böyle açıklarsınız.

 

Bazılarınız bunların tümünü kabul etmezsiniz, ama kepiniz bunların bazılarını kabul edersiniz. Ve bunla sizin içinizdeki bilgeliği yansıttığı için değil, başka birisi size bunların doğru olduğunu söylediği için bu ifadeleri yaşamın gerçekliği olarak kabul edersiniz.

 

Bir düzeyde, kendinizi bunlara inandırmanız gerekmiştir.

 

Buna, inanmış gibi yapmak denir.

 

Ama şimdi inanmış gibi yapmayı bırakma ve gerçek olana doğru gitme zamanıdır. Bu kolay olmayacak, çünkü Nihai Gerçeklik sizin dünyanızdaki birçok kişinin şimdi gerçek olduğunda görüş birliğine vardığı gerçeklikten farklı olacaktır. Kelimenin tam anlamıyla “bu dünyanın içinde olup dünyaya ait olmama”nız gerekecek.

 

Ve eğer yaşamınız iyi gidiyorsa bunu yapmanın amacı ne olabilir? Hiçbir şey. Hiçbir amacı olmayacak. Eğer yaşamınız ve dünya şu anda olduğu şekliyle sizi tatmin ediyorsa, sizin gerçekliğinizi değiştirmeye çalışmanız ve inanmış gibi yapmayı tümüyle bırakmanız için bir neden yoktur.

 

Bu mesaj dünyanın şu anki şekliyle tatmin olmayanlar içindir.

 

Şimdi On Yanılsama’yı birer birer inceleyeceğiz. Bu yanılsamaların gezegeninizde şu anda yaşamakta olduğunuz yaşamı yaratmanıza nasıl neden olduğunu göreceksiniz.

 

Her yanılsamanın bir öncekinin üzerine kurulduğunu fark edeceksiniz. Aynı zamanda her yanılsamanın bir önceki yanılsamadaki bir kusuru örtmek için yaratıldığını göreceksiniz. Son olarak, kusurları örtmekten yorulmuş olarak, bunların hiçbirini anlamadığınıza karar verdiniz. Böylelikle en son yanılsama doğdu: Cehalet Vardır.

 

Bu sizin omuz silkmenize ve gizemi çözmeye çalışmayı bırakmanıza neden oldu.

 

Ama evrimleşen zihin böyle geri çekilmeye uzun süre izin vermeyecektir. Yalnızca birkaç kısa binyılda cehaletin artık mutluluk olmadığı bir noktaya geldiniz.

 

İlkel kültürden ayrılmak üzeresiniz. Anlayışınızla bir kuantum sıçraması yapmak üzeresiniz. ON YANILSAMA’nın ne olduğunu görmek üzeresiniz.

Siz Tanrı’yı tanımlayansınız.

Sevgili çocuklarım, Kim Olduğunuz ve Ne Olmayı Seçtiğiniz çok önemlidir. Sadece kendi deneyiminizin kalitesini seçmekle kalmıyorsunuz, Benim doğamı da yaratıyorsunuz.

 

Hayatınız boyunca size, Tanrı’nın sizi yarattığı söylendi. Şimdi size şunu söylüyorum: Siz Tanrı’yı yaratıyorsunuz.

 

Bu, anlayışınızda büyük çapta bir dönüşüm gerektiriyor, biliyorum. Ama dünyaya gelme amacınız olan gerçek işinizi yapmanız için bunu bilmeniz gerekiyor. Her an, Tanrı Kendisini sizin vasıtanızla ifade ediyor. Daima Tanrı’yı şimdi nasıl yaratacağınız konusunda seçiminiz var. Tanrı asla bu seçimi elinizden almayacak ve “yanlış” seçim yaptığınız için sizi cezalandırmayacak. Asla rehbersiz kalmayacaksınız. Size evin yolunu gösteren içsel rehber, içinize konulmuştur.

 

İçinizdeki sesi dinleyin. İçinizdeki ses sizi daima en yüksek seçiminize doğru yönlendirir. Vizyonunuzdan vazgeçmeyin. İçinizdeki sesi takip edin.

 

Size asırlar boyu öğretmenler gönderdim.Bu öğretmenlerden biri olmayı seçiyor musunuz?

 

Bu büyük bir soru. Bu büyük bir davet. Bu büyük bir karar. Dünya bu kararı vermenizi bekliyor. Bu kararı verdiğinizi, yaşayarak –uygulayarak- deklare edeceksiniz.

 

Siz kendinizi en yüksek düşünceniz doğrultusunda ifade edene kadar, insanlığın kendisini en düşük düşünce kıskacından kurtarma şansı yoktur.

 

Bu yüksek düşünceler sizin vasıtanızla ifade bulacak, sahneyi kuracak ve bir üst insanlık deneyimi için model teşkil edecektir.

 

Siz yaşamsınız. Siz yolsunuz. Dünya sizi takip edecektir. Tek seçimsiz olduğunuz şey yolun kendisi. Yol olduğu gibidir. Sadece yola girmeyi ne zaman seçeceğiniz size bağlı. Dünyanız kendinizle ilgili düşünceleriniz doğrultusunda oluşacaktır. Kendinizle ilgili düşünceleriniz, fiziksel dünyanızda somut olarak ifade bulacaktır.

 

Ne düşünüyorsanız onu yaratırsınız. Ne yaratırsanız o olursunuz. Ne olursanız onu deneyimlersiniz. Neyi deneyimlerseniz o’sunuz. Kim ve ne olduğunuz odur. Neyseniz öyle düşünürsünüz.

 

Ve daire tamamlanır.

 

Siz kimseniz, Ben O’yum.

 

Siz Tanrı’yı tanımlayansınız.

 

Sizi –Kendi parçamı- fiziksel boyutta ifade ettim, kavramsal olarak bildiğim Beni, deneyimsel olarak bilmek için. Yaşam, Tanrı’nın kavramları deneyime dönüştürme aracıdır.

 

Siz Tanrı’sınız. Siz de Kendi Yaşamınızda aynı şeyi yapıyorsunuz.

« Önceki ::